27 Haziran 2012 Çarşamba

Göğsü Kabarık Yazı

Euro 2012 oynandı, bitiyor. Guus Hiddink ve Oğuz Çetin'in katkılarıyla yer alamadığımız turnuvadaki tek tesellimiz Cüneyt Çakır oldu. Ben şahsen yönettiği her maçtan sonra arabayla konvoya çıktım. Semih'in 120+5'de Hırvatistan'a attığı golde tüm metanetimi koruyan bendeniz Cüneyt Çakır'ın yönettiği her maçtan sonra havaya roketatar ile ateş açtım.
"Evde yedim de geldim..." Cüneyt Çakır

Peki neden bu kadar çok sevindim? Tuttuğum takım olan Eskişehirspor'un her galibiyetini Aykut Kocaman metanetiyle kendi içimde sevinerek kutlayan bir insanı neydi bu kadar çok sevindiren? Hemen açıklayayım. Çünkü futbol hakem oyunudur. Sahada 22 piyon, bir şah, iki vezir vardır. Hatta şu ilave yardımcı hakem olayından sonra iki tane de AT vardır diyebiliriz. Sen istersen Maradona ol, kaderin hakemin iki dudağı arasındadır. Dolayısıyla Türkiye isterse Dünya Kupası'nı alsın, Cüneyt Reis'in başarıyla yönettiği bir maçtan daha mutlu olmam.

Futbolcular da Cüneyt Çakır'dan çok memnunlar. Nereden mi biliyorum? Dostlarım, bugüne kadar oynanan maçlardan sadece iki tanesi golsüz berabere bitti ve akabinde penaltılara kadar uzadı. Bu iki maç İTALYA - İNGİLTERE ve PORTEKİZ - İSPANYA maçlarıydı. Şimdi size soruyorum, bu iki maçtaki tek ortak nokta neydi?

Tebrikler, doğru bildiniz. Bu iki maçtaki tek ortak nokta kararlı prens Cüneyt Çakır idi. İtalya - İngiltere maçında dördüncü hakemlik yapan Cüneyt Çakır oyuncu değişiklikleri ve uzatma dakikalarını öyle estetik gösterdi ki futbolcular görmeye doyamadılar, bir daha istediler. Keza Portekiz - İspanya maçında da oyuncular yönetimden öyle memnun kaldılar ki maçı sonsuza kadar uzatmak istediler.

Lütfen arkanıza yaslanıp derin bir soluk alın ve düşünün. Senede 50 tane gol atan Ronaldo neden İspanya maçında suskundu? Balotelli neden gol atmadı? Rooney isimli kardeşimiz neden gol pozisyonuna bile girmedi? Çünkü hallerinden memnundular. Onlar için kazanmak değil, Cüneyt önemliydi.

O yüzden, finalin galibi kim olur bilemem ama Euro2012'nin gerçek şampiyonu Türkiye'dir. Tarkan, Mustafa Sandal ve benzeri ünlülerimiz derhal şarkılarını Cüneyt Çakır'a uyarlamalıdırlar.

23 Haziran 2012 Cumartesi

Suriye'yi Yenmenin Yolları

Savaşın kapımızda olduğu bu günlerde ben de boş durmadım ve hemen birkaç strateji geliştirdim. Bu ülkenin benim gibi askeri dehalara ihtiyacı olduğu bir gerçek. Askeri Lise mülakatlarında iki barfiks az çektim diye beni eleyen albaylara da bu stratejiler kapak olsun. Gerçi Silivri'de internet yoktur ya neyse.



1) Suriye'ye Muhalif Gönderelim: Mevcut Suriye yönetimi biliyorsunuz tam bir muhalif avcısı konumunda. İşte bu yüzden bundan sonraki ilk CHP kongresini Şam'da yapalım. Sonuçta onlar da muhalif. Beşar Esad'a da haber salalım "Abi ülkende muhalif var, haberin olsun." diyelim. O CHP'lileri öldürürken arkadan dalalım. Ülkenin kuzeyini ele geçirdikten bir hafta sonra da MHP kongresi düzenleyelim. Derken derken ülkeyi ele geçirelim. Hem de ülkemizdeki muhalif sayısı azalsın ve herkes AKP'li olsun. Daha demokratik olalım. Ülkemiz duble yol kaynasın.

2) Antep ve Siirtlileri Şam'a Salalım: Gaziantep ve Siirt'e göndereceğimiz bir heyet ile bu iki ilimize Şam fıstığının bir yalandan ibaret olduğunu, o yemişin gerçek adının Antep ve Siirt fıstığı olduğu fikrini aşılayalım. Halk gaza gelmeyecek gibi olursa Nihat Doğan ve Atilla Taş'a Antep Fıstığı Marşı, Siirt Fıstığı Efsanesi gibi eserler yaptıralım. STV'ye "İki Fıstık Tek Millet" isimli bir dizi yaptıralım. Halkımız duyarlılığını gösterecek ve Suriye'ye gerekli dersi verecektir.

3) Mete Çubukçu'yu Suriye'ye Gönderelim: Senelerdir girmediği cephe kalmayan, hatta savaş olmayan zamanlarda bir şekilde bir savaş çıkartarak ekmeğinden olmayan emektar savaş muhabirimiz Mete Çubukçu'yu Suriye sokaklarına gönderelim. Mete'yi gören Suriye halkı "Hasiktir savaş çıktı lan." diyerek erzak toplama telaşıyla birbirini ezerek öldürür ve Mete Reis de ülkeyi kolaycacık ele geçirir.


4) Sularını Kesip Açalım: Senelerdir her coğrafya öğretmeninin "İstesek sularını keseriz." diye yaptığı geyiğin upgrade versiyonunu yapalım. Şimdi bunlar savaşa girmeden önce abdest alamasınlar diye sularını keselim. Susuz kalıp teyemmüm abdesti alsınlar fakat tam o sırada tekrar sularını açalım. Suyu görünce teyemmüm abdesti bozulacağından ve bizim kahraman ordumuz komple abdestli olacağından savaşı iman gücüyle farklı kazanırız.

5) Hedef Şaşırtalım: Bu taktikte sorumluluk biz sosyal medya mensuplarına düşüyor. Facebook ve Twitter hesaplarımızdan "Hoff inşallah Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü'ne bir şey olmaz ya :( Orası vurulursa ülke olarak mahvoluruz. Ama zaten Suriye'nin bütün silahları oraya ancak yeter. Yiyorsa denesinler!!" şeklinde yorumlar ile üniversitenin Google Map görüntüsüyle birlikte paylaşarak Suriye'nin Türkiye'nin en stratejik noktasının Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü olduğuna inanmasını sağlamalıyız. Böylelikle Suriye direkt orayı vuracaktır. Bizim hocalar da artık bu kutsal savaş için ölüversinler yani, sonuçta vatanseverlerse ölürler. Ben de ölürdüm ama gördüğünüz gibi strateji yapıyorum. Beyin konumundayım.





Evet, şimdilik aklıma gelen stratejiler bunlar. Şimdi izninizle dünya haritamı açıp üzerinde plastik askerler ile bir şeyler yapıyormuş gibi yapayım. Milli Savunma Bakanlığı işten atmasın. Esen kalın.

21 Haziran 2012 Perşembe

Ece Ablayla Yaşanmışlıklar...

O yıllarda eylemden eyleme koşuyordum...
Seneyi çok net hatırlamıyorum. Ama üniversiteye yeni girmiştim. Deli dolu, enerjik bir gencim. İlk öğrenim kredimin yarısıyla yeşil parka alabilecek kadar da asil bir aktivistim. Asiyim. Kanım kaynıyor. Eylemden eyleme koşuyorum. Yeri geliyor eylem için servis kaldırıyorum...

Yine bir gün eylemdeyiz. Ne eylemi olduğunu inanın hatırlamıyorum. Megafonla konuşma sırası bana gelmişti. Megafonu elime aldım. Konuşmamı yaptım. Konuşmam bittikten sonra Ece Abla yanıma geldi, elimi sıktı, beni tebrik etti ve dedi ki: "Yaşanmışlık kokan, asi ruhunu yansıtan harika bir konuşmaydı. Senin gibi gençler olduğu sürece bize kimse bir şey yapamaz. Yarın ofisime gel. Uzun uzun konuşalım." dedi ve kartını uzattı. Kartta "Ece Temelkuran - Yazar, Aktivist, Drunk, Bastard" yazıyordu. O gece uyuyamadım. Çok heyecanlıydım. Evin içinde defalarca volta attım. Birkaç tehlikeli şiir yazdım. Azcık dünyaya sataştım. Dolapta mis gibi dondurulmuş pizza olmasına rağmen soğan ekmek yedim. Çarpık dünya düzeni üzerine mülteci düşünceler geçti aklımdan. Kokuşmuş dünyayı düşündüm. "Şu odaya bi glade mlade alayım amk, içersi resmen çorap kokuyor." diye geçirdim içimden.

Ertesi gün öğle saatlerinde Ece Abla'nın ofisine gittim. Ofis dediği yer, aslında bir apartman dairesiydi. Tabelası falan da yoktu. Ofis açarsa vergisi çok oluyormuş, öyle dedi Ece Abla. Ayakkabıları çıkardım. Deri misafir terliklerimi giydim ayağıma. İçeri geçtim. "Ne içersin?" dedi, "Fark etmez." dedim. "Çok güzel Azınlık Kahvesi var, içer misin?" dedi. "Nasıl abla?" dedim. "Her yerde Türk Kahvesi içiliyor. Bu gidişe bir dur demeliyiz. Biz bu topraklarda kardeşçe yaşamadık mı? Kız alıp kız vermedik mi? Bu coğrafyada..." diye devam ederken "Tamam abla ben Azınlık Kahvesi içeyim." diyerek sözünü kestim. İçerdeki yardımcısına "İki Azınlık Kahvesi yapar mısın?" diye seslendi ve ekledi "Etnik köpüklü olsun."

Kahvelerimizi beklerken Ece Abla benden kendimden bahsetmemi istedi. Ona anlattım. Üniversite birinci sınıf olduğumu ama okula hiç gitmediğimi, büyük ihtimalle sınıfta kalacağımı falan söyledim. Hatta o yıllarda "HOFFF SIÇTIN MAVİSİİ :/:/:/" kalıbı olsaydı onu da kullanırdım. Ece Abla "Boşver be çocuk! Hayatını yaşa! Aç gez! Dilen! Parasızlık çek! Ama özgür ruhuna ket vurma. Gez toz!" dedi. Öyle deyince sevindim.

Kahvelerimiz geldi. Açıkçası bir boka benzemiyordu.
Kahvelerimizi içip, sohbet ederken telefon çaldı. Arayan Sırrı Süreyya Abi'ydi. Biraz konuştular. "Serdar kalk, Şili'deki çay ocaklarındaki ucuz işçi dramını durdurmak için Şili'ye gidiyoruz. Yol + konaklama + Sürpriz Kahvaltı :))) vee tabi ki balık ekmek sadece 1000 TL. Üstelik çok güzel Şili azınlığı var, gider sever geliriz." dedi. Çaresiz kabul ettim.
...

19 Haziran 2012 Salı

Babam Ve Pokemon

Babama Charmander alsam;
Gider mangal yakar.

Babama Squirtle alsam;
Gider ayaklarını yıkar.

Babama Onix alsam;
Gider tespih yapar.

Babama Pikachu alsam;
Götüne üçlü priz sokar.

Babama Bulbasaur alsam;
Sırtında domat yetiştirir.

Babama Jigglypuff alsam;
Prodüktörü olur, albüm yapar.

ÖZET:
Babamdan pokemon eğitmeni olmaz.

18 Haziran 2012 Pazartesi

Kızım


Babam öldüğü gün birine aşık olmuştum. Bazen öyle olur. Abazalığıma gelir. Mühendis olmasaydım, makine olurdum. Çünkü sahici her şeyin asıl rengi, kalbime kaç kere sorduysam. Binlerce makine, binlerce usta.. Ve bir evlilik gördüm. Seni İntizar dinlediğin gün tanıdım kızım. Senden o gün tiksindim. Şimdi sadece geceleri, yapayalnız ve yalın ayak yapabildiğim şeyler var. Öhöm, şey benim de yalanmaya ihtiyacım var. Bütün çaresiz insanlar gibi, dağılın lan diyen bir adam gibi. Hacılarımız da birbirine benziyor artık kızım. Birbirine benzeyen parmaklar gibi. Ama her birinin eşsiz bir izi var. Bazen gözlerim doluyor karanlıkta. Ama bır bır bır konuşmaya başlıyorsun yine kulağımın dibinde. Hiç susmuyorsun. Kafamı sikiyorsun kızım. Yapma.

16 Haziran 2012 Cumartesi

Yuro 2012 Grup Analizleri: D GRUBU

Değerli okuyucularım, D Grubu analizini çok beklediniz. Faks yağmuruna tuttunuz. Ama noldu? Yazmadım. Neden? ÇÜNKÜ BEN ÖZGÜR BİR YAZARIM LANET OLASICALAR! Asla ısmarlama yazılar yazmam!!! Alın, D Grubu analizi falan yapmıyorum anasını satayım. Benim arazim kardeşim burası. Al, su analiz raporu paylaşıyorum lan. Analizse analiz...

Not: Çok denedim ama yazamadım lan. Ondan böyle oldu. 

13 Haziran 2012 Çarşamba

Yuro 2012 Grup Analizleri: C GRUBU

A Grubu analizinde de belirttiğim gibi C Grubu bir turnuvanın en kaknem, en sevimsiz grubudur. Hiçbir işe yaramaz, selam sabah vermez, pislik, terbiyesiz, örfü ananeyi hiçe sayan, kısacası İT bir gruptur. Bana kalsa bırak analiz etmeyi, adını anmazdım, ancak yazı işleri müdürüm çok ısrar edince ben de analiz etmeye karar verdim.

C Grubunda birbirinden ahlaksız dört takım bulunuyor. Bu takımlar şunlar:

İSPANYA
Az önce yemek yemiş...
Senelerce Katalan'a, Bask'a ve bilimum azınlığa zulmedip şimdi onların sayesinde milli takım bazında ortalığın mına koyan İspanya, turnuva sonrası yaptığı kutlamalarda stoperi Pique'nin sevgilisi Shakira'nın götünü izlemek suretiyle goygoyculuğun dibine vuruyor. Böyle bir eylemin hiçbir kültürde yeri olmadığını düşünüyorum. Ve  bütün İspanya halklarını göreve çağırıyorum. Takımın önemli isimleri: Kaçırdığı gollerle tüm internet aleminde taşak konusu olan Fernando Torres, ülkemizde pek çok imitasyonu bulunan Andres Iniesta, Messi'ye bok atanların bir numaralı sığınağı usta oyuncu Xavi ve tecrübeli eldiven Iker Casillas. Casillas'a ayrı bir parantez açmak istiyorum: ( <--- işte açtım. Şimdi de izninizle kapatıyorum. Çok yazmasın ----> )

İspanya bu turnuvanın favorisi. Tartışmasız. Bak tartışmayalım diyorum arkadaşım. İndirir misin o eli?

İTALYA
İtalya, bizde ters giden veya yanlış yapılan bir şeyler olduğunda direkt "Abi İtalya'da da aynı bizdeki gibiymiş ya, aynı bizde olduğu gibi yapıyorlarmış yeaaa." demek suretiyle ülke vicdanımızı bir nebze rahatlatmamızı sağlayan bir ülkedir. Sağolsunlar bizden çok şike yapıyorlar. Bak bu sene yine yapmışlar. Hatta Sadri Şener şu sıralar Serie A Şampiyonluk Kupası'nın peşinde. Futbolcuların evleri aranıyor filan. Peki bu sorunlar İtalya'yı nasıl etkiler? 2006'da bu herifler şike mike gazıyla Dünya Kupası'nı aldılar ya len. Vay anasını.


İtalya, Del Piero, Totti, Ambrosini, Gattuso, Inzaghi, Cannavaro, Nesta, Materazzi, Panucci vs isimleri bu sene kadroya almayarak Öğretmenevi görüntüsünden sıyrılmayı amaçladı. Bunda da başarılı oldu. Eskilerden geriye bir tek kaleci Buffon kaldı. Buffon için izninizle köşeli parantez açmak istiyorum: [ Ama bunu kapatmayacağım. Çünkü ALT tuşuna basmaya çok üşendim. Halbuki SHIFT öyle mi? Hemen elimizin altında. 




Yollarda bulurum seni...




HIRVATİSTAN
Yugoslavya dağıldıktan sonra en başarılı olan takım Hırvatistan oldu. Euro 96'dan bu yana katıldıkları her turnuvada adlarından söz ettirdiler. Euro 2008'de Semih 120+'da onları biraz rencide etti; ama intikamlarını bu seneki baraj maçlarında çok güzel aldılar diye düşünüyorum. Hırvatistan, genç ve dinamik kadrosuyla helelelhölhölöhlö. Hırvatistan deyince akla teknik direktörleri Haluk Levent geliyor. Adam hapis yatmak ve aktivistlik dışındaki vakitlerde milli takım antrenörlüğü yapıyor. Gerçekten tebrik ediyorum. Hırvatistan gruptan çıkmazsa sevinirim. Teşekkürler.

İRLANDA
Bu, İrlanda'nın ilk Avrupa Şampiyonası. AYYY ÇOK TATLIIII, İNŞ GRUPTAN ÇIKARLAAR diyenler için söylüyorum; biz Euro96'da çıkabildik mi? Lütfen o kara günleri hatırlayın. Saffet Sancaklı ile gol aradığımız, Rüştü'nün maça şapkayla çıktığı ve bütün oyuncularımızın burun bantlarıyla sahaya çıktığı zor günlerdi. O yüzden, İrlanda yavşakları umarım gruptan 0 puanla elenirler ve takımın başına Yılmaz Vural'ı getirirler. Onlar da bu yollardan geçecekler. Yok öyle yağma. Basamakları adam gibi tek tek çıkacaklar. Bu arada bu İngilizler de işine gelince BİRLEŞİK KRALLIK, işine gelmeyince yok İngiltere yok İskoçya, Galler bilmem ne? İki dakika delikanlı olun.  Neyse..

Ne oldu sayın yazı işleri müdürü? Yaptım analiz ama yine sinirlendim. Hayret bir şey, tamam kapat ya tamam...

12 Haziran 2012 Salı

Yuro 2012 Grup Analizleri: B GRUBU

A Grubu analizi çok ses getirdi. Telefon ve faks yağmuruna tutulduk. Bu devirde hala faks kullanan vatandaşlarımız var. Kendilerini Klip99 dönemi Ece Erken egemenliğinden ötürü affediyorum. O psikolojiden çıkabilmek kolay değil. "Selam Ece Abla Seni Çoooooooook Seviyorum Doğuş'tan Gamsız'ı İstiyorum."

Her neyse, B Grubu'nda da çok ilginçtir ama yine dört takım var. Üstelik bu gruba bir de ölüm grubu diyorlar. Allah gecinden versin lan. Öyle isim mi olur? Ben B Grubu'na Bebeğim Grubu demeyi uygun gördüm. Bakın ne kadar da güzel geliyor insanın kulağına. Halbuki ölüm öyle mi?

Her neyse, giriş için bu kadar saçmaladık. Bence yeter. Şimdi sıra geldi takımları tanımaya:

ALMANYA
Dayının tekinin bir lafı vardı, şimdi kim olduğunu araştırmaya üşendim. Diyor ki, "Futbol 11 kişilik iki takımın oynadığı ve sonunda Almanya'nın kazandığı bir oyundur." Almanya tam bir turnuva takımıdır. Disiplinlidir. Mücadelecidir. Son dakikaya kadar baskı kurar.
E peki bu amk Almanya'sından BOYS ANILAR, İSMAİL YK, CANKAN nasıl çıkıyor? Hani nerde senin disiplinin? Nerde senin sistemin? Bunlar nasıl kaçtı gözünden? Ayrıca her yaz ülkemize gelip, bilhassa bizim dükkandan çakma kot alan tüm gurbetçi kardeşlerimize soruyorum: Neden? Yani Allah razı olsun, cebimiz para görüyor ama niye yani?

Neyse efendim biraz fazla futbol dışına çıktık galiba. Almanya grubun favorisi. Çünkü Alman olmak her baba yiğidin harcı değildir.

HOLLANDA
Bütün futbol bloggerları Hollanda'nın az da olsa ekmeğini yemiştir. Dolayısıyla ve de izninizle ben de yemek istiyorum. "Hoff, abi Kruyff yaa.. Hmmm abi Van Basten.. Nasıl unutulur.. Efsane ya... Rijkaard.. Total futbol abi... 4-4-3... Modern futbol..." Sanırım yeterince yedim.1988 doğumluyum ama her nasılsa 1986'da top oynayan adamı hatırlıyorum. Ne acayip değil mi?

Neyse efendim, Hollanda gerçekten çok şirin bir ülke. Ya da orada yediğim keklerle bir ilgisi olabilir. Bilmiyorum. Ama yine de ibneliğin lüzumu yok diye düşünüyorum. Eşcinsellerin nişanlanması bence çok saçma. O yüzden Hollanda bence grubun Blendax Güzeli. Jüri Özel Ödülü sahibi. En iyi çıkış yapan erkek sanatçısı.

PORTEKİZ 
B Grubu'nun en güzel takımı bence Portekiz. Sanki Portekiz değil, Sincan Belediyespor. Adamların tiplere bakın bi gözünüzü seveyim ya. Metalik Lila rengi gömleği giydir, düğüne sal. Yarım saat sonra olay çıkarmaz ise namussuzum. Ülke, milli takıma alınan kiloluk jölelerden dolayı batma noktasına geldi. Bence bu olaya uluslararası kuruluşlar el koymalı.

Bence grubun iki numaralı favorisi Portekiz.

DANİMARKA




Ey yeşil gözlü, sarı saçlı dilber. Eğer bu yazıyı okuyorsan, gel de gelirim. Öl de ölürüm. Uğruna Danimarkalı olurum. Ne olursun bul beni...

Yani şimdi alttaki bacımız da kadın taraftar, sen de kadın taraftarsın. Bence kadın taraftarlık seninki gibi olmalı.

Eğer bu dünyada adalet varsa turnuva şampiyonu Danimarka olur.

11 Haziran 2012 Pazartesi

Yuro 2012 Grup Analizleri: A GRUBU

Euro 2012 başlayalı üç gün olmuş, ancak ben yeni fark ettim. Yazı İşleri Müdürü aradı, "Serdar oğlum mal mısın? Niye yazı yazmıyorsun lan? Grup analizi falan yapsana." deyince silkelenerek kendime geldim... İsterseniz gruplardaki takımları tanıyalım. İstemezseniz de siteden çıkın kardeşim. Tohumunuza para mı saydım?

A GRUBU

Öncelikle şunu belirtlemeliyim ki bir turnuvada en sevdiğim grup A grubudur. Çünkü ilk maçları A grubundaki takımlar oynar. C grupları genelde yavşak olur. Ayrıca ben de övünmek gibi olmasın ama A RH + kan grubunda bir insan olarak bu gruba kendimi çok yakın hissediyorum. Umarım şampiyon A grubundan çıkar. A grubundaki takımlar şunlar:

Konuyla alakasız fotoğraf
POLONYA
Turnuvaya ev sahibi kontenjanından katılan Polonya, Almanların Fransızların "Hoff Avrupa'nın köylüleri bunlar yea :/" aşağılamalarından sıyrılmak için tarihi bir fırsat yakaladı. Ayrıca ülkemizde de bitmek bilmeyen Polonyalı Mendil şakasının sona ermesi için Euro 2012 iyi bir fırsat olabilir. Polonya genelde defansif ve kontra atağa dayalı bir futbol oynuyor. Desem de siz inanmayın. Hiçbir maçlarını izlemedim. Bana ne abi elalemin Polonyasından? Lewandovski var bak, o iyi adam. Bi de Sivassporlu Cindy. Pardon, Kamil Grosicki. Bence gruptan çıkamazlar.



RUSYA
Rus futbolu adım adım ileri gidiyor. Euro 2012'de "Her Şey Dahil" sistemi olduğunu duyan Ruslar da katılmadan edememişler. Rusya iyi top oynuyor Yalçıncım. Etkili oyuncuları var. Ama etkisiz oyuncuları da var. Mesela 3. kalecileri Anton Shunin. Turnuva boyunca en ufak bir katkısı olursa, oyuna en ufak bir etkisi olursa buradan söz veriyorum, bu blogu kapatırım. Şerefsiz Shunin. Yattığın yerden para alıyorsun şerefsiz. Her neyse. Bence Rusya da gruptan çıkamaz.

ÇEK CUMHURİYETİ
Slovakya ile dostça ayrıldıktan sonra ara sıra mesajlaşan, ancak yine de geri dönmeyen Çek Cumhuriyeti, eski şaşalı günlerini mumla arıyor. Ahahah ulan ülkenin 19 senelik tarihi var, ne eski günü? Neyse, Jan Koller futbolu bıraktıktan sonra Çeklerde de Hakan Şükür tipi çağdaş forvet eksikliği doğdu tabi ki. Uzun boylu, pres yapan, ısıran, kemiren, havan toplarında etkili bir forvet sıkıntısı çekiyorlar. Ayrıca Nedved, Poborski filan. Bunlar önemli adamlardı. Yazık oldu. En etkili oyuncuları kalecileri Petr Cech, ki Nihat da 2008'de ayarını kaydırdıydı onun. Bence Çek Cumhuriyeti gruptan çıkamaz.

YUNANİSTAN
Baklavamızı, kahvemizi, horonumuzu sahiplenen hain Yunanlar şimdi de futbolumuzu sahiplenmiş durumdalar. En önemli eksikleri Fedon ve Nilgün Belgün. Otto Rehagel döneminde Avrupa Şampiyonu olarak otoriteleri hayrete düşüren Yunanistan bu sefer sürpriz yapamayacak gibi gözüküyor. Ayrıca şaşıran otorite de pek acayip. Madem otoritesin niye şaşırıyorsun amk? Bu işlere hakim olman lazım senin babuş. Mesela ben Hıncal Uluç'un 40 senedir hiç şaşırdığını görmedim. Ne olursa olsun "Ben demiştim." diyor adam. Helal olsun. Dünya futboluna böyle otoriteler lazım.. Bence Yunanistan gruptan çıkamaz.

A grubu böylelikle bitmiş oldu. Özetle bu gruptan hiçbir takımın çıkabileceğine inanmıyorum. Hepsi grupta kalacaklar. Unutulmuş, örselenmiş, gurur çiğnenmiş, mağrur... Beter olsunlar.

4 Haziran 2012 Pazartesi

Kapitalizmin Babası

Kapitalizm Beni Esir Etti Hacılar...

-Wikipediadan okumadan kopyalayıp yapıştırdığım bölüm-

Ekonomik düşüncedeki "klasik" gelenek Britanya'da 18. yüzyıl sonunda ortaya çıkmıştır. Adam Smith, David Ricardo ve John Stuart Mill gibi klasik politik ekonomistler kapitalist ekonomide üretim, dağılım ve malların değişimi gibi konuların analinizi yaparak yayımlamışlardır ve bu çalışmalar günümüzdeki çoğu iktisadi çalışmanın da halen temelini oluşturmaktadır.

Alman sosyolog Max Weber, kapitalizmin tanımlayıcı niteliklerinin anlaşılmasında büyük bir etki yaratmıştır. Weber`e göre piyasa değişimi, üretime göre kapitalizmin daha belirleyici bir özelliğidir. Kapitalist girişimler, önceki ekonomik sistemlerdeki faaliyetlerin aksine üretimi rasyonelleştirmişler, bu da verimlilikve üretkenliğin en üst seviyeye çıkarılması isteğidir. Weber, henüz kapitalist ekonomiye geçilmediği zamandaki çalışanların, loncadaki usta ile çırak gibi, kişisel ilişkilere dayanan çalışmayı anladıklarını söyler.

-Wikipediadan okumadan kopyalayıp yapıştırdığım bölüm-

Buna ek olarak Alman ekonomist Wolfgang Goebbls Paranın Kökü* isimli kitabında “Kapitalizmin ‘gerçek’ anlamda kurucusu olmamakla birlikte Sanayi Devrimi ile birlikte yaygınlaşmış olduğunu bilmekteyiz.” demiştir. Lakin zalım sistem kapitalizmin kurucusunu aslında hepimiz çok yakından tanıyoruz. O babacan gülümsemesi, etrafındaki insanlarla iyi geçinmesi ve örnek din adamlığıyla herkesin takdirini kazansa da asıl ünlü olmasını sağlayan hazır cevaplılığı. Evet, doğru tahmin ettiniz. Kapitalizmin kurucusu Nasreddin Hoca’dır.

Şimdi bu da nereden çıktı diyeceksiniz. Size direk ilk örneğimle karşılık veriyorum. Nasreddin Hoca pazardan dönüşte çocuğun tekine düdük alıyor, geri kalanlara almıyor. Ve sonra belki de hepimizin ağzına yapışmış olan şu cümleyi söylüyor: “Ee parayı veren düdüğü çalar.” Bunu duyan köy çocukları kendi kendilerine düşünüyorlar: “Derhal zengin olup bütün düdükleri satın almalı, fakirin fukaranın hakkından gelmeliyim.”. Böylelikle kapitalist bir sistemin ilk tohumları atılmış oluyor.

İkinci örneğimize geçelim. Hoca Akşehir Gölü’ne maya çalıyor. Bunu gören köylü de yaklaşıp “Hocam ne yapıyorsun?” diyor. Hoca “Göle maya çalıyorum.” diyor. Köylü de “Aman hocam, hiç koskoca göl maya tutar mı?” diyor, Hoca da yapıştırıyor cevabı: “Ya tutarsa?”. Seneler sonra Gülşen “Ya Tutarsa” diye bir şarkı yapıp klibinde dans edemiyor. Ama konumuz bu değil. Şimdi şunu düşünelim: Hoca neden göle maya çalıyor? Çünkü dostlarım, Hoca’nın niyeti dünyanın ilk yoğurt fabrikasını kurmak. Oradan pazarın tek hakimi olup ihracat işine girmek ve Afrika’daki az gelişmiş ülkelere yoğurt fabrikaları kurup ucuz iş gücünden faydalanmak ve dünya devi olmak. “Ya tutarsa?” sözünün altında da “Tutarsa paranın gözüne vururuz oğlum.” mesajının gizli olduğunu söylememe gerek bile olmadığını düşünüyorum.

Üçüncü örnek; Nasreddin Hoca bir ağacın tepesine çıkıyor. Başlıyor bindiği dalı kesmeye. Köylünün biri de çıkıp “Aman hocam insan hiç bindiği dalı keser mi?” diyor. Hoca da yapıştırıyor cevabı: “Ya tutarsa?” Nasreddin Hoca’nın bu cevabı karşısında afallayan köylü doğru Marx Hoca’nın dergahına gidip “Nasreddin Hoca bindiği dalı kesiyo Marx hocam. Bu arada bıyık çok şekil olmuş.” diyor. Marx Hoca da bıyığıyla bir müddet oynadıktan sonra “Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser.” diyor. Köylü aydınlanmış bir şekilde evine dönerken Nasreddin Hoca ormanlık arazilerdeki keşfine devam ediyor. Görüldüğü üzere Nasreddin Hoca burada da kapitalizm kokan hareketler içinde.

Dördüncü örneğimizde Nasreddin Hoca komşusundan kazan ödünç alıyor. Maksadı kazanın ölçülerini alıp malzemesini inceleyerek nasıl üretildiğini anlamak ve seri kazan imalatına geçmek. Hatta aynı kazanın bir boy ufağından bile üretip komşusuna götürüyor. “Senin kazan doğurdu.” diyor. Amacı kazan kullanıcısının bu daha küçük kazandan memnun kalıp kalmayacağını öğrenmek. Komşusunun beğendiğini görünce de kazan üzerindeki çalışmalarını gizlice yürütmek adına tekrar istiyor. Ve bir daha geri vermiyor. Amacı kendi ürettiği son model kazanlardan satmak. “Senin kazan öldü.” diyor komşusuna. Komşusu da “Aman hocam, kazan hiç ölür mü?” diyince Hoca yapıştırıyor cevabı: “Ya tutarsa?” Zaten “Aman hocam hiç x y olur mu?” diye soran köylü bir müddet sonra köyden kovuluyor. Yani bütün o olaylardaki köylü tek bir köylü. Nasreddin Hoca da aslında hazır cevap değil, her şeye “Ya tutarsa?” diyor.

İşte olayı belgelerle açıkladım beyler. Bence artık dünya ekonomisinin rotası değişmeli bu belgeli kanıtlardan sonra. Bildiğimiz her şeyi unutmalıyız.

*Wolfgang Goebbls diye bir yazar ve Paranın Kökü diye bir kitap yoktur.
Hoca da durur mu. Durmamış işte...