19 Eylül 2012 Çarşamba

Uzun Bir Aranın Ardından

Merhaba değerli okur. Uzun bir süredir görüşemiyorduk. Telefon, faks ve mektup yağmuru vardı, soruyorlardı "Serdar Nalçakar neden bloguna eskisi kadar yazmıyor?" diye. Hiçbirine cevap vermedim. Çünkü Serdar Nalçakar üzgündü, çünkü Serdar Nalçakar bıkkındı, çünkü Serdar Nalçakar örselenmişti...

Neydi Serdar Nalçakar'ı bu hale getiren? Neden üzülüyordu Serdar Nalçakar? Serdar Nalçakar kimdi amk? İşte bu soruları kendime sordum. İnanın bana, insan kendisiyle kendi hakkında konuşurken baya baya balatayı yakıyor. Bir sohbette hem birinci, hem ikinci hem de üçüncü tekil şahıs olmak insanı ne hale sokuyor bilemezsiniz. Biliyorsanız siz de cozutmuşsunuz demektir.

Gelelim neden yazamadığıma... Çünkü, özgür basın susturuluyor. Devir satılık klavyelerin devri olmuş dostlar. Herkes yalaka olmuş. Her şey yalan, herkes sahtekar. Sonsuzluğun, önümdeydi hep. Öhöm neyse. İsimsiz tehdit telefonları aldım. Adam "Yarım saat sonra Kanatlı AVM'nin önünde ol, senin amına koyacam Serdar." diyor, kahveden otobüs kaldırıp gidiyoruz kimse yok. Aynı telefon tekrar geliyor, başka bir yere çağırıyorlar, aynı ekip yine gidiyoruz, yine kimse yok. Allah sizi inandırsın Ağustos ayı maaşım sadece otobüse gitti. Yavuz Turizm'in gedikli müşterisi oldum çıktım. Başta YANCI tabir ettiğimiz abiler olmak üzere kahve halkı da ikide bir oyunlarının bölünmesinden rahatsız oldu.

Neyse, artık kara günler aka çıktı. Meğerse adam Sinan Şakar'ı tehdit edecekmiş "Anamız bacımız var, senin gibi ırz düşmanları yüzünden sokağa çıkamıyoruz." diyeceklermiş de, beni görünce tanıyamamışlar, bundan dolayı da dövüşememişiz.

Bundan sonra daha çok yazmaya çalışacağım. Lütfen faks göndermeyin amk. Sabah Şekeri miyim la ben?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder