23 Temmuz 2012 Pazartesi

Götü Kaptırıyorduk

Sene 2001. Henüz yaz gelmemiş. 7-G sınıfının sınıf başkanlığını yürütüyorum. Ayıptır söylemesi sınıfın en başarılı öğrencisiyim. Artık sınıfta durumlar nasıl vahim siz düşünün. Her akşam eve gelip bilgisayarın başına geçiyorum, kah saçma sapan bir power point sunumu hazırlıyorum, kah word'de word art çalışmaları yapıyorum. Ara sıra da oyun oynuyorum ama oyun dünyası beni pek açmıyor o yıllarda. Aklımda "Ulan babama bilgisayar aldırdık da bu böyle duruyor amk nasıl yapsak ki?" düşüncesi var. Hiç internete girmemiş biri olarak internetin gerekliliğini 13 yaşımda işte böyle fark etmişim.

Babam bu sıkıntımı fark etmiş olacak (ki kendisi genelde biz evlatlarıyla ilgili pek bir şey fark etmez) eve elinde zamanında Banu Alkan'ın reklam yüzü olduğu IXIR internet paketini kapmış gelmiş. Bu süper bir haberdi. İnternete girebilecektik. Daha önce girmemiştim ama herhalde iyi bir şeydi.

Neyse efendim, internete girdik. Aman yarabbi, adeta yeni bir gezegen lan. Sayfalar beş dakikada yüklense bile insanın ağzı açık kalıyor. Hele peder ile okey.gen.tr diye bir site keşfettik ki babamın o an Bill Gates'i görse öpeceğinden emindim. 20:00-00:00 arası kahvede sanatı icra eden babam virtüözlük yolunda internetten sanal okey ile ilerleyecekti.

Okey güzeldi, izlediğimiz tv programlarının web sitelerine, spor sitelerine falan girmek gayet güzeldi. Güzeldi güzel olmasına da bir şeyler eksikti sanki. Ki o esnada komşumuzun bilgisayardan süper anlayan oğlu Alper Abi imdadıma yetişti ve bilgisayara ICQ kurdu. Abarey. Birkaç arkadaşta da ICQ varmış, günde bir saat girmek koşulu ile konuşuyorduk. Bütün gün arka sıramda oturduğu halde suratına bakmadığım elemanla internet kankası oluvermiştik.

Derken bir gün bir ekleme talebi geldi. Hollanda'dan, 65 yaşında bir erkek. Dostlarım, biz İngilizce pratiği yapabilmek için tatillerimizi heba eden, havuza girmeyip şezlong başında gramer kastıran bir nesildik. Böyle bir fırsatı geri tepemezdim, teklifi anında kabul ettim.

Adamımızın bir adam olduğunu, 65 yaşında olduğunu ve Hollandalı olduğunu zaten biliyordum. Konuşmaya başladık. Aldım elime Milliyet gazetesinin verdiği Redhouse'u, bilemediğim kelime olursa bulurum diye. Adam önce fotoğrafımı göndermemi istedi. Lakin günün teknolojisi dolayısı ile benim bilgisayarda yüklü bir fotoğrafım yoktu. Sonra kendisi yolladı, karısı, oğlu, gelini ve torunu ile çok mutlu bir aile tablosu çiziyorlardı. Mesleğini şu an hatırlayamamakla birlikte emekliydi ve benim yaş grubumda bir futbol takımı çalıştırıyordu. Bu kulağa süper geliyordu, zira "Orta sahayı geçersen skerim." diyen mahalle abilerinin arasında futbola başlamış olan, okul dönemlerinde de orta sahayı asla geçmeyen bendeniz belki de olmayan kariyerime yurtdışında devam edebilecek, Hollanda Milli Takımı'ndan gelen teklifi reddedip Ay-Yıldızlı formayı giyecektim belki de.

Ben tam böyle düşünürken adam beni Hollanda'ya davet etti. Hatta tüm masrafları da karşılayacağını, konaklamamı falan da ayarlayacağını ve takımında oynatacağını da ekledi. Gerçekten çok mutluydum. Daha sonra Hollandalı dayımız "Biz soyunma odasında çırılçıplak gezeriz, bütün oyuncular. Çırılçıplak. Benim bir evim daha var. Birlikte orada kalırız. Yan yana uyuruz değil mi?" falan demeye başladı. O güne kadar oynadığım hiçbir maçta topum inşaata kaçmamıştı ancak bu sefer topu te Hollanda'ya kaçırmıştık amk. Dayıyı bir güzel engelledim. Şimdi facebook'ta sayısı 200'e yaklaşan engellenenler listem var, ama o dayı benim internetten engellediğim ilk kişidir.

Velhasıl ben bugünlere kutuyu açtırmadan geldiysem bu benim sayemdedir. Kimseye eyvallahımız yok çok şükür. Fakat ne internet faturası geliyordu o yıllarda ya! Kol gibi afedersin.

2 yorum: