2 Temmuz 2012 Pazartesi

Ece Ablayla Yaşanmışlıklar 2

İlk yaşanmışlık için tıklayınız..

Şili'deki çay ocağı dramına bir son vermiştik. Zalımları dize getirmenin verdiği huzur duygusu ve otelden arakladığımız mini şampuan, mini sabun, mini dikiş seti ve benzeri objeler mutluluğumuza mutluluk katıyor gibiydi. "Başardık be çocuk.. O insanların da yüzünü güldürdük.." dedi Ece Abla. 24 yaşında, kıllı mıllı bir herif olarak "be çocuk.." olarak anılmak gerçekten gururumu az da olsa örseliyordu, ancak yapacak da bir şey yoktu. Sırrı Abi de bizimle birlikte uçaktaydı. Bize bir müddet Paraguay'ı övdü. "Çok güzel ezilmişi var Serdarcım. Bir dahaki gelişinizde götüreyim. Oranın ezilmişi kadar ezilmiş görmedim. Nasıl sevimliler görsen." dedi. Paraguay deyince aklına frikik ustası kaleci Chilavert ve usta santrafor Roque Santa Cruz gelen bendeniz haliyle biraz olaya uzak kalsam da "Muhakkak abi, gidelim bir gün." demek durumunda kaldım. Bu arada uçak yolculuğumuz da gayet konforsuz geçmekteydi. Zira Ece Abla ve Sırrı Abi para azınlığa gitsin diye ÖzVenezuela Taşımacılık'tan almıştı uçak biletlerimizi. "Şu koltuklara bak be çocuk... Nasıl da yaşanmışlık sinmiş üzerlerine.. Kim bilir ne öyküler var bu koltuklarda.. Ne hayal kırıklıkları, ne mutluluklar..." Ece Abla'nın yaşanmışlık dediği 90lı yılların gözdesi atari salonlarının koltuklarında gördüğüm ziftimsi yapısıyla insanlıktan tiksindiren GÖT TERİ YAĞIydı.

Nihayetinde Türkiye'ye vardık. Ben biraz jet lag olmuş gibiydim, ama onun da ne demek olduğunu bilmediğim için "Uçak tuttu zaaar." diye düşünüyordum. Sırrı Abi "Haydi Serdar'ı Eskişehir'e bırakalım Ece. Nasıl olsa parti arabası amk. Masraf gösteririz keh keh keh." dedi. Benim de canıma minnetti doğrusu. Bol jöleli muavin görmektense hususi araçla seyahat etmeyi tabi ki tercih ederdim.

Yolda Kardeş Türküler, Grup Yorum, Ali Asker, Ahmet Kaya dinledik. O kadar çok özgün müzik dinlemiştik ki canım helva ekmek çekmişti. Bu can çekişimi Sırrı Abi'ye aktardım. Kendisi "Be hey kardeşim, o zaman alalım bir kilo helva, yaralım ekmekleri, Bozüyük Türbin Tesisleri'nde yiyelim ha ne dersin?" dedi. Ben de "HOLLEEYY SIRRI ABİ, BU BENZERSİZ LEZZETE ASLA HAYIR DİYEMEYECEĞİNİ BİLİYORDUM..." dedim ve helva almak üzere fahiş fiyatları olan bir dinlenme tesislerinde durduk. Baktık bütün helvalardan bir sürü var, ancak sade helvadan çok az kalmış. Azınlık olan o olduğu için onu aldık. Ece Abla helva için iki damla göz yaşı döktü.

Nihayetinde Bozüyük Türbin Tesisleri'ne vardık. Tam bir kültür mozaiğiydi. Aborjini, çingenesi, İskandinavı.. Şaka şaka, bildiğin adamlar vardı. Atletle mangal yellemekten kanat kasları kafam gibi olan bir sürü adam. Biz Zonguldak'taki kömür işçilerine saygımızdan ötürü mangal yakamayacaktık, zaten helvayı mangalda pişirecek halimiz de yoktu. Piknik yerinde masa ararken boş bir alan gördük ve tam oraya yönelirken aşağıdaki tabelayı gördük.

Tabelayı görür görmez Ece Abla ile Sırrı Abi'ye baktım. Ece Abla'nın gözü seğirmeye, elleri titremeye başlamıştı. Sırrı Abi ise "Biri bir şey dese de dalsam." der gibi bakıyordu. Ece Abla "Bu... bu... OĞLUM ÖTEKİLEŞTİRİLİYORUZ LAAAAN!! YEHUUU!!!" diye haykırdı. Sırrı Abi'yle birbirlerine sarıldılar. Sırrı Abi sevinçten benle göğüs göğüse çarpıştı. 

Tabela artık her piknik alanında görmeye alıştığımız; özelleştirilmiş ve restaurant olmuş işletmelerden birine aitti. Ece Abla fotoğraftaki köprüden karşıya geçti ve "Yetkiliyle görüşebilir miyim?" dedi. Yetkili geldi, Ece Abla "Pardon ama siz kimsiniz de bizi içeri almıyorsunuz? Biz şu anda piknikçiyiz diye içeri giremeyecek miyiz? Ya Allah aşkına, biz komşusuna pişirdiği köfteden ikram eden, birbirimizin karpuzunu dereye sokan bir halk değil miydik? Ne ara bu hale geldik yetkili? Bu kadar insana yazık değil mi? Niye giremiyoruz, bana bir mantıklı sebep söyle? Neden? İnsanları etnik kökenlerine göre piknikçi, kampçı, avcı diye ayıracak mıyız? Bu mu bizim örfümüz?" şeklinde peşi sıra sorular sorarken yetkili abi "Tamam hanım efendi, Allah aşkına girin içeri, yeter ki susun.." dedi. Ece Abla mağrur bir ifadeyle Sırrı Abi ve beni içeri soktu. Helva ekmeklerimizi afiyetle yedik. Sonra çay içelim dedik ancak Sırrı Abi çayı güneşte demleyip yüreğinden süzmeye çalıştığı için akşam oldu ve yola koyulduk... 

2 yorum: