21 Haziran 2012 Perşembe

Ece Ablayla Yaşanmışlıklar...

O yıllarda eylemden eyleme koşuyordum...
Seneyi çok net hatırlamıyorum. Ama üniversiteye yeni girmiştim. Deli dolu, enerjik bir gencim. İlk öğrenim kredimin yarısıyla yeşil parka alabilecek kadar da asil bir aktivistim. Asiyim. Kanım kaynıyor. Eylemden eyleme koşuyorum. Yeri geliyor eylem için servis kaldırıyorum...

Yine bir gün eylemdeyiz. Ne eylemi olduğunu inanın hatırlamıyorum. Megafonla konuşma sırası bana gelmişti. Megafonu elime aldım. Konuşmamı yaptım. Konuşmam bittikten sonra Ece Abla yanıma geldi, elimi sıktı, beni tebrik etti ve dedi ki: "Yaşanmışlık kokan, asi ruhunu yansıtan harika bir konuşmaydı. Senin gibi gençler olduğu sürece bize kimse bir şey yapamaz. Yarın ofisime gel. Uzun uzun konuşalım." dedi ve kartını uzattı. Kartta "Ece Temelkuran - Yazar, Aktivist, Drunk, Bastard" yazıyordu. O gece uyuyamadım. Çok heyecanlıydım. Evin içinde defalarca volta attım. Birkaç tehlikeli şiir yazdım. Azcık dünyaya sataştım. Dolapta mis gibi dondurulmuş pizza olmasına rağmen soğan ekmek yedim. Çarpık dünya düzeni üzerine mülteci düşünceler geçti aklımdan. Kokuşmuş dünyayı düşündüm. "Şu odaya bi glade mlade alayım amk, içersi resmen çorap kokuyor." diye geçirdim içimden.

Ertesi gün öğle saatlerinde Ece Abla'nın ofisine gittim. Ofis dediği yer, aslında bir apartman dairesiydi. Tabelası falan da yoktu. Ofis açarsa vergisi çok oluyormuş, öyle dedi Ece Abla. Ayakkabıları çıkardım. Deri misafir terliklerimi giydim ayağıma. İçeri geçtim. "Ne içersin?" dedi, "Fark etmez." dedim. "Çok güzel Azınlık Kahvesi var, içer misin?" dedi. "Nasıl abla?" dedim. "Her yerde Türk Kahvesi içiliyor. Bu gidişe bir dur demeliyiz. Biz bu topraklarda kardeşçe yaşamadık mı? Kız alıp kız vermedik mi? Bu coğrafyada..." diye devam ederken "Tamam abla ben Azınlık Kahvesi içeyim." diyerek sözünü kestim. İçerdeki yardımcısına "İki Azınlık Kahvesi yapar mısın?" diye seslendi ve ekledi "Etnik köpüklü olsun."

Kahvelerimizi beklerken Ece Abla benden kendimden bahsetmemi istedi. Ona anlattım. Üniversite birinci sınıf olduğumu ama okula hiç gitmediğimi, büyük ihtimalle sınıfta kalacağımı falan söyledim. Hatta o yıllarda "HOFFF SIÇTIN MAVİSİİ :/:/:/" kalıbı olsaydı onu da kullanırdım. Ece Abla "Boşver be çocuk! Hayatını yaşa! Aç gez! Dilen! Parasızlık çek! Ama özgür ruhuna ket vurma. Gez toz!" dedi. Öyle deyince sevindim.

Kahvelerimiz geldi. Açıkçası bir boka benzemiyordu.
Kahvelerimizi içip, sohbet ederken telefon çaldı. Arayan Sırrı Süreyya Abi'ydi. Biraz konuştular. "Serdar kalk, Şili'deki çay ocaklarındaki ucuz işçi dramını durdurmak için Şili'ye gidiyoruz. Yol + konaklama + Sürpriz Kahvaltı :))) vee tabi ki balık ekmek sadece 1000 TL. Üstelik çok güzel Şili azınlığı var, gider sever geliriz." dedi. Çaresiz kabul ettim.
...

3 yorum: