22 Mayıs 2012 Salı

Zafer

Tam otomatik yatağım dikey pozisyona geldi ve beni uyandırdı. Daha sonra tam otomatik yüz yıkama, diş fırçalama ve kahvaltı mekanizması devreye girdi. Hareketli klozet sayesinde tuvalet ihtiyacımı da giderip, yine tam otomatik üst-baş giydirme mekanizması ile okula hazır hale geldim. Dışarı çıktım, yürüyen banda binip biraz ilerledikten sonra indim. Asansöre binip belediye jeti durağına çıktım. Biraz bekledim. Biraz sonra jet geldi ve durağa yanaştı. Herkes bir an önce binmek istiyordu, fiziksel avantajımı kullanarak jete en önce ben bindim ve ESRETİNA cihazına gözlerimi dayadım. DIT DIT sesini duydum ve arkaya ilerledim. Benden sonra binen kız gözlerini cihaza dayadı, fakat mekanik bir ses “Krediniz yetersiz.” dedi. Kız “Fazla ESRETİNAsı olan var mıı?” dedi. Arkasında duran ve çağın modasına ayak uydurmak adına alüminyum folyodan yapılmış bir şapka takan çocuk hemen gözlerini dayadı cihaza. Bir sefer de kendisi için dayadı. Kız gelir çipinden çocuğun çipine para transferi yapmak için giriş izni istedi, fakat çocuk bunu kabul etmedi. Robot Kaptan “Sayın yolcularımız lütfen arkaya ilerleyelim, yardımcı olalım.” dedi. Bu nasıl 2210’du böyle? 23. Yüzyıl’da, Avrupa’nın sanat ve kültür başkenti Eskişehir’de yaşananlara aklım ermiyordu.

Her şey 200 sene önce, o orospu çocuğu ak sakallı bilge ile karşılaşmam ile başladı. Şerefsiz bilge yanıma usulca sokulup “Sen seçilmiş kişisin evlat, seni bu iksirle ölümsüz yapmalıyım. Sen de gelecek nesillere rehberlik etmelisin, çözüm senin elinde.” demişti. Ben “Bırak dayı ya, ne ölümsüzü ne nesli ne diyosun sen ya?” dedim. Şerefsiz ağzımın içine boca ediverdi bir anda bütün şişeyi. İksirin tadı çok kötüydü. O sinirle bilgenin ağzına elinde tutmakta olduğu sopayla vurdum. İki de tokat yapıştırdım. Sersemledi moruk. Koşarak uzaklaştı.

İlk başta her şey normal gibiydi. Hasta olan midem iyileşmişti, bir yerim kesilirse kanım hemen pıhtılaşıyordu. Biraz kilo verdim. Fakat 5-10 senelik periyotta ölümsüzlük iyiden iyiye kendini belli etmeye başlamıştı. Ben bu esnada normal hayatıma devam ediyordum. Bütün derslerden geçmiştim, ancak Teknik Resim 2 dersinden kalarak okulu tek dersten uzatmıştım. Bir sene daha aldım, yine kaldım. Bir sene daha aldım, yine kaldım. “Ulan, nasıl olsa ölümsüzüm, ne kaybım var?” diyerek tekrar tekrar aldım. İş o kadar inada bindi ki 200 sene geçti, ben hep kaldım. 3 sene de önceden kalmıştım, etti mi 203? 203 kez Teknik Resim 2’den kalmıştım. Öte yandan, hoca da ölmüyordu. Anlaşılan koduğumun iksirinden o da içmişti. Hala bilgisayara geçememiş, kağıt üzerine çizim ile teknik resim anlatmaya çalışıyordu. Kağıt kullanımdan kalkalı 50 sene olmuştu, dolayısıyla kağıt almak için antikacılara gitmek durumunda kalıyorduk.

Geçmişten bugüne her şey çok değişmişti, ancak ben ve Teknik Resim hocası dimdik ayaktaydık. Ve aramızdaki soğuk savaş da biteceğe benzemiyordu. Bu artık iyiyle kötünün, siyahla beyazın arasındaki gibi ezeli bir savaştı.

Bir gün BİM’e ekmek kapsülü almaya gittim. Kasaya geldiğimde torbaya erzaklarını koymaya çalışan ak sakallı bilgeyi gördüm. Yakasına yapıştığım gibi “Şerrreffsiiiz!” diye haykırdım ve zorla evime götürdüm. Lazer ışınlarıyla kendisini sandalyeye bağladım. Beni bu ölümsüzlükten kurtarmanın yolunu söylemesini söyledim. Bir çözümü olmadığını söyledi. Sakallarını kesmekle tehdit ettim, yine söylemedi. Ne zamanki elime traş köpüğünü alıp sakallarına sürmeye başladım. “Aman Serdar Abi, tamam tamam söylüyorum. Tek yapman gereken Teknik Resim 2’yi geçmek.” dedi. Böylelikle benim ve okulun üzerindeki lanet kalkacaktı.

Bunu duyduktan sonra hep teknik resim çalıştım. Zira savaşımız ezeli olsa da ebedi zafer benim olacaktı, hocanın tek yapabileceği benim zaferimi ertelemek olabilirdi. Çok çalışmamın sonucu olarak 204. alışımda bu dersi geçerek mezun oldum. Her ne kadar kağıt tedavülden kalktıysa da diplomanın ayrı bir manevi önemi olduğu için kağıda basılı verdiler. Ben de diplomayı rulo yapıp teknik resim hocasının götüne soktum. Hoca inleyerek süblimleşti. Bir anda okulun üzerindeki o kara bulutlu kasvetli hava dağıldı, boş arazilerde çimler ağaçlar yetişti, gökten kız yağdı ve saçı yağlı olan erkeklerin saçları temizlendi. Artık lanet kalkmıştı. Ben de bi 30-40 sene sonra öldüm.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder