22 Mayıs 2012 Salı

Omuz


Doğadaki en büyük mücadele kuşkusuz beslenme için yapılmaktadır. Her hayvan bir şeyler yemek ve bir şeyler tarafından yenmemenin mücadelesini vermektedir. Bu durum besin zinciri tarafından güzel bir şekilde açıklanmıştır. Otu otçul yer, otçulu etçil yer. O etçili de başka bir etçil yer. Sonra leş yiyiciler onların ölülerini yer. Ayrıştırıcılar da onları azota ayrıştırır ve yeniden ot olur. Yani en azından o bizim hayatımıza girmeden önce böyle bir düzen vardı.

Öğle paydoslarında şirketteki arkadaşlarla geniş ürün yelpazeli bir restorana gidiyorduk. Böylelikle kadınlar çiftleşme mevsimlerinin geldiklerini belli edercesine salatalarını yerken “Param var.” diyen erkekler envayi çeşit kebabı midelerine indiriyorlardı. Benim tercihim ise pahada hafif, besin değerleri yüksek olan lahmacundan yanaydı. Barışçıl, huzur dolu bir ekiptik. Yemeğimizi yer, çaylarımızı içerken sohbetimizi eder, hesabı Alman usulü öder kalkardık.

Günler böyle geçmekteyken, bir gün insan kaynakları müdürü toplantıya yeni muhasebeci diye birini getirdi. Kız da artık bizim şirketin bir çalışanı olarak yemek yemeye bizle geliyordu, ilk başta fazla konuşmuyordu, ama bir iki günde açıldı. Erkek çalışanlar olarak ister istemez “Sevgilisi var mıdır ki lan? “ diye düşündük. Dişi çalışanlar ise kendilerini onla kıyaslayıp “Ben her türlü çakarım.” diye kendilerini tatmin ediyorlardı. Haftanın son günü olan cuma geldiğinde yeni gelen kız kendisinin bir “Hoşgeldim” gecesi organize ettiğini, hep birlikte bir şeyler içmeye gideceğimizi söyledi. 2-3 senedir bu şirkette çalışan biriydim ve ilk defa topluca içmeye gidilecekti. Açıkçası başta gitmeye niyetim yoktu, ancak arkadaşlarını önlük dışında bir kıyafetle görmemiş olan ilkokul çocuğu heyecanıyla oraya gittim. Kadınlar oldukça şıktı, erkekler de öyle. Tişörtle giden bir tek ben vardım. Daha sonra yeni gelen kız geldi, üzerinde tek omzu açık bir kıyafet vardı. Bana “Hoşgeldiiiin.” dedi, samimi olmamamıza rağmen beni öptü. Sonrasında yerimi gösterdi. Evet, hepimizin önceden ayarlanmış birer yeri vardı. Masaya sığmadığımız zaman ek masa talep eden, güzel müzik çıkınca ona eşlik etmemizi salık veren, siparişleri veren hep oydu. Geleli 5 gün olmuştu, ancak biz yeni gelmiş gibiydik. Ben mekana gireli 1-1,5 saat olmuştu. İçeri saçları üç numaraya vurdurmuş, genç kodaman diye adledebileceğimiz, bağrına kadar açık beyaz gömleği ve elinde bir takım zenginlik göstergesi objeler taşıyan bir adam geldi. Böyle yerlerde onlardan çok vardı, ama bu bizim masamıza yöneldi. Selam bile vermeden yeni gelen kıza “Gel gel.” yaptı. Yeni gelen kız yerinden kalktı ve elemanın koluna girip “Arkıdaşlar görüşürüüüüz.” deyip mekanı terk etti. Kendi için bir gece düzenleyen, o gecede her şeyi istediği gibi ayarlayan ve o gecede 2 saat oturup kalkan biriyle karşı karşıyaydık. Kız kendi düzenlediği geceyi en erken terk eden kişiydi. İşin kötüsü içtiklerinin parasını da vermediği için bize hesabı bize kaktırmıştı. Neyse ki yarım masa dolusu iyi sayılabilecek maaş alıp bekar olan erkek vardı, onlar sağolsun hesabı ödediler. İyi maaş alıp bekar olan erkek parasını iyi harcayamayan erkektir. Sırf kendini tatmin etmek için yediği yemeğin parasının iki katını bahşiş olarak verebilir.

Günler geçiyor, yeni gelen kız bizden biri olmak şöyle dursun, bizim ondan biri olmamızı sağlıyordu. Bizi her gün farklı bir restorana götürüyor, her hafta sonu içmeli organizasyon ayarlıyordu. Bu içmeli organizasyonlar boyunca sağ omzu açık kıyafetler giyiyordu ve buluşma saatinden bir iki saat sonra gömlekli gelip onu alıyordu. Yeni gelen (a.k.a omzu açık) ile tanışalı neredeyse bir sene oluyordu, iş yeri dışında onu omzu kapalı gören yoktu, gömleklinin adını da öğrenememiştik.

Yeni gelen kız artık bizi piyonları gibi kontrol ediyor, istediği yere götürüyor, istediği şeyi yedirtiyor, istediği şeyi yaptırıyordu. Biz de hiçbir şeyi sorgulamadan onun götürdüğü yere gidiyorduk. Bu arada dikkatimi yeni yeni bir şey çekmişti, yeni gelen kız her içmeli organizasyonda hesabı bize kitliyordu, her yemek yeme aktivitesinde ise hiçbir şey sipariş etmeyip bizlere “Aa, bakayım ne yiyorsun?” diye yaklaşıp her yemekten otlanıyordu. Zaman geçtikçe ve biz ses çıkarmadıkça bu işin suyu çıktı. Ben sipariş ettiğim üç lahmacunumdan birini, 1,5 iskender yiyen biri 0,5 porsiyonunu, salata yiyen kızlar salatalarının üçte birini yeni gelen kıza omuz vergisi olarak veriyorduk. O bize omzunu açıyordu, biz ona gıda veriyorduk. Bizim besin zincirimizde otçul ot yerken yeni gelen kız ona yaklaşıp “Aa ne yiyosun?” diyor ve otundan biraz yiyordu. Daha sonra onu yiyen etçile “Aa ne yiyosun?” diyip otçulun bir bacağını kapıp koşarak uzaklaşıyordu. Etçil yiyen etçile de aynı şekilde yaklaşıyordu. Ayrıştırıcı bakterilere “Aa bakayım ne ayrıştırıyorsun?” diyip leşin üçte birini yiyordu. Hatta ayrışmadan sonra ortaya çıkan azotu özümseyen bitkilere de aynı şekilde gidip “Aa, bakayım ne özümsüyorsun?” diyip azotun üçte birini bünyesine alıyordu. Bütün besinlerin üçte birini yedikten sonra besin zincirine beyaz gömlekli dahil oluyor, yeni gelen kızı alıp uzaklaşıyordu. Yeni ekosistemimiz bunu gerektiriyordu ve biz ses çıkartmıyorduk.

Bir gün iş yerinde kahve makinasında sıra beklerken omzu açık beni yakaladı. “Hafta sonu pikniğe gidiceeez.” dedi. İçimden herkesin bol bol yiyecek getirmesi gerektiğini, omuz vergisini verdikten sonra da karnımızı doyurmamız gerektiğini düşündüm. Ayrıca normalde gıdada seçici davranan piknik yeri köpeklerini de zorlu bir hafta sonu bekliyordu, zira omzu açık köpeklerin hakkının da üçte birini alacaktı. Ben bunları aklımdan geçirirken ortamda derin bir sessizlik olduğunu fark ederek “Gömlekli de gelecek mi?” dedim. “Hangi gömlekli ya?” dedi. “Hani seni şu almaya gelen.” dedim, “Hangisini diyorsun ki ya?” dedi. O an anladım dostlarım. Omzu açık, ya da yeni gelen kızı almaya gelen gömlekliler farklı insanlardı. Hatta daha sonra Mobese kayıtları incelendiğinde aynı gömleklinin yeni geleni iki kez üst üste aldığı bile çok nadir görülmüştü.

Pikniğe gittik, geldik. Omzu açık piknikte bile omzunu açmıştı. Bir sivrisineği omzunu sokarken gördü ve “Aa bakayım ne emiyorsun?” diyerek sineğin emdiği kanın üçte birini içti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder